Hosgeldiniz! Anonymous
Özel Arama

Aziz Şenol Filiz Ropörtajı

Basında Ney, neyzenler ve musiki hakkındaki haberlerimizi burada toplayalım.

Aziz Şenol Filiz Ropörtajı

İleti muratdeu » 26 Nis 2015, 18:57

RÖPORTAJ - ALİ PEKTAŞ
14 Aralık 2012, Cuma

Aziz Şenol Filiz, ülkemizin önde gelen neyzenlerinden. Özellikle Yansımalar grubundan tanıdığımız Filiz, ‘Beş Ayin’ isimli yeni bir çalışma gerçekleştirdi. Sadece ney ile ayin icra edip kayda almakla bir ilke imza atan sanatçıyla müziğini ve hayatını konuştuk.


Mazeret, bahane üretmek, yapmaya niyetlendiğimiz şeyleri ertelemek… Gün içerisinde ne kadar çok yaptığımız şeyler. Hz. Ali’nin ifadesiyle “mazeret, insanın kendine söylediği en büyük yalan”. Dr. Şaban Kızıldağ, yıllardır Anadolu’yu gezerek insanlara bu yalanı anlatıyor! Kişisel gelişim kitaplarında sıkça rastladığımız ‘mazeret yok’ sloganlarına, küllî-cüzî irade ayrımının bilinmemesinden dolayı mesafeli. “İnsanlar ya değer üretir ya da mazeret. Her şeye rağmen, her şartta bu mazeret belasından kurtulmak lazım.” diyen Kızıldağ, iyi kul olmanın yolunun da buradan geçtiğine inanıyor.

Aziz Şenol Filiz’in otuz beş yıllık bir ney serüveni var. Bu serüvenin anahtar kelimesi nedir?

Aşk ve özen. Evet, ney ile otuz beş yıllık bir yolculuğumuz var. Bu süreç içinde geleneksel müziğin tüm verilerini doğru almaya, doğru öğrenmeye ve doğru yansıtmaya çaba gösterdim. Müzikteki doğru kavramı çok karmaşıktır. O nedenle ben doğru kavramından ziyade “Özenle icra etmeye gayret ettim.” demeyi daha doğru bulurum.

Peki ney ile tanışmanız nasıl oldu?

Babam Lütfü Filiz’in merakı ve sevgisiyle evimizde her zaman duran ney onun üflemediği zamanlarda da benim gözümün önündeydi. 15 yaşıma kadar müziğe ve değişik enstrümanlara ilgi duymama rağmen neye karşı direkt yakınlık duymamıştım.

Bu aşk nasıl başladı?

Eskiden televizyon yayını sık sık kesilirdi. Yayın kesilince ekrana bir çini koyarlardı. Onun ardında da bir fon müziği olurdu. Yine böyle bir anda ekranda bir ses duydum. O ses Aka Gündüz Kutbay’ın üflediği neyin sesiydi. O sese âşık oldum. Babama bu çalan ney mi diye sordum. ‘Evet’ dedi. O gün elime neyi aldım ve bugüne kadar da bırakmadım. Rabb’im bıraktırmasın. Son nefesimize kadar o sesi çıkarmayı, çıkartmayı nasip etsin.

Hocanız neyzen Sencer Derya ile tanışmanız nasıl gerçekleşti?

Önceleri duyduğum parçayı ezberleyip elimdeki neyle onu çalmaya çalışıyordum. Babam sadece nota ile ney üflenemeyeceğini söyledi. Bir usta çırak ilişkisi içinde olması gerektiğini söyledi. “Ödemiş’te Sencer Derya diye bir arkadaşım var, seni ona götüreyim.” dedi. Tire’den Ödemiş’e gittim ve Sencer Derya’ya müzik olarak intisap ettim. Böylece ney ve musiki ile olan diyaloğum kurulmuş oldu.

O süreçte ileride müzikle bu derece ilgilenmek gibi bir fikriniz var mıydı?

O süreçte ben babamın mesleği olan saatçiliği yürütüyordum. Saatçi olmaya da kararlıydım. Okumak da istemiyordum. O sırada İstanbul’dan üniversitede görevli bir yakınımız babamı ziyarete geldi. Babam da muhabbet sırasında ney üflememi istedi. Misafirimiz bana “İstanbul’da Türk Müziği Konservatuvarı var. Hiç düşünme, git orada eğitim al” dedi. O güne kadar aklımda öyle bir şey yoktu. Bilinmeyen numaralardan konservatuvarın numarasını buldum. Aradığım günün ertesi günü kaydın son günüymüş. Karar verip o akşam çıkmam gerekiyor. Bir an boşluğa düştüm. Babama sordum. “Ben senin yerinde olsaydım müziği tercih ederdim.” dedi. Gittim ve kaydımı yaptırdım.

Sizi bize tanıtan Yansımalar, hem Türk müziği için hem de sizin için bir kırılma noktası oldu...

Birol Yayla dünya müziğini dinlemeyi çok seven, doğru algıyla, kendi bünyesinde var olan veriyi birleştirip yeni kapılar açabilen bir ilham gücüne sahip. Birol ile konservatuvarın ilk yıllarından itibaren hep yan yana ve omuz omuzaydık. Bizler ‘enstrümanımızı daha geniş boyutta nasıl değerlendirebiliriz’i düşünüyorduk. Birol geleneksel tadı nasıl farklı bir renge dönüştürürüm şeklinde besteler yazıyordu. Bir konserde arada Birol’un yazdığı eserleri çaldık ve inanılmaz keyif aldık. Bunu farklı bir konsere dönüştürelim dedik. 1989 senesinde Yansımalar’a dair ilk çıkan yedi-sekiz eseri seslendirdik. Dinleyenler çok beğendi ve albüm yapmamızı istediler.

Yansımalar, enstrümantal müziğimiz için de bir milat…

Şunu çok rahat söyleyebilirim. Biz ‘Yansımalar’ı çıkardığımızda Türkiye’de enstrümantal müzik adına sadece oyun havaları, gitarla çalınan halk müziği ezgileri vardı. Biz çıktığımızda müzik marketlerde kasedimizi nereye koyacaklarını bilmiyorlardı. Bir arabesk reyonuna, bir Türk müziği reyonuna koyuyorlardı.

İnsanların yeniden Türk müziğine yönelmelerine de büyük hizmet etti...

Yansımalar ne kadar yeni bir müzik olsa da kokusu eski bir koku. Temelinde aktif olarak kullanılan geleneksel üslupla üflenen bir ney var. O kokuyu veriyorsanız bir şekilde insanların asla yönelmesi konusunda bir pencere açmış olursunuz.

Birçok insan da “Ney diye bir enstrüman varmış.” dedi...

Ney, bugün Türkiye’nin en popüler sazı. Bugün belki gitar öğrencisinden fazla ney talep eden insan var. Özellikle enstrüman yapımcıları bana teşekkür ediyor.

Peki niceliğin niteliği olumsuz yönde etkileyeceğini düşünüyor musunuz?

Tabii ki. Onun altındaki birikimi ve felsefeyi almak durumundasınız ki üstüne bir şey koyabilesiniz. Bugünkü çokluk ve talep, yokluğa göre iyidir. Ama benim düşünce yapıma ters olan bir şey var. Herkes oldum iddiasında. Bu da alınması gereken değerlerden o kimseyi mahrum bırakıyor. Bir konuda bilgelik taslamak insanın öğrencilik hayatını bitirir. Ben hâlâ bir öğrenciyim ve bundan bahtiyarlık duyuyorum. Her günün getirdiği yeniliğin talebesiyim.

Gelelim ‘Beş Ayin’e... Bunun için neden bu kadar beklediniz?

Bir yandan Yansımalar ve diğer birliktelikler devam ederken özellikle yaptığım arşiv çalışmalarında içimdeki yapılaşmayı derinleştirmeye çalıştım. Ney ustaları serisi, Necdet Yaşar, Niyazi Sayın’ın kayıtları, Aka Gündüz Kutbay ve Kani Karaca’nın bilinmeyen kayıtları…

Ve son olarak Mızrabın Nefesi…

Mızrabın Nefesi bu noktada bizim açımızdan geleneksele yönelişin ilk sinyaliydi. Geleneksel tadın duyulması için önemli bir çalışmaydı. Bu süreçten sonra kendi kendime artık yarım asırlık yaşantımın bir hediyesini oluşturayım dedim. Ney ve ilgilendiğim müzik adına tüm birikimlerimin hülasası ne olabilir diye düşünürken Fatih Salgar’ın Mevlevi ayinlerini elime aldım. Çok temiz, özenli bir külliyata dönüştürmüştü. Eserde 45 ayin vardı ve ben en az iki kez hatmettim. Çalarken titrediğim eserler oldu. Madem ki bunu öncelikle kendime hediye edecektim, kendime en yakın hissettiğim beş ayin seçtim. Bütün hayatını klasik üslupla geçirmiş bir insan olarak; hem bir külliyat oluştursun, hem de o rengin aktarılması sorumluluğunu yerine getirsin istedim.

Semazenlerin ortalık yerde dönmesi beni üzüyor

Ayinler bizim müziğimizin en büyük çaptaki eserleri. Tek enstrüman ile icra etme düşüncesi nasıl oluştu?

İcra etmek önemli değil, bunu nasıl dinlenebilir hale getirebilirim sorusu beni çok düşündürdü. Hakikaten müziğin içindeki o genişliğin oluşması noktası çalmaktan çok daha fazla zaman aldı benim için. Defalarca farklı odalarda, farklı stüdyolarda üfledim.

Böylesine büyük ve önemli bir çalışmayı sponsorsuz yayınlamak zor olmadı mı?

Beş Ayin’in sponsorsuz olarak basılabilmesi Hasan Saltık’ın kendine olan özgüveni ve müziğe olan saygısındandır. Son derece müteşekkirim ona ve cesaretine.

Mevleviliği ve ayinleri anlatan bir kitapçıkta sundunuz albümle. Mevlânâ ve Mevlevilik çok popüler kavramlar haline geldi günümüzde...

Popülerlik ister istemez yozlaşmayı beraberinde getiren bir olgu. İnsanların eskiden gizli bahçeleri vardı. Ortaya çıkarsa kirleneceğinden korkarlardı. Düşünce, inanç ve inancın oluşturduğu semboller mahremiyete ait unsurlardır. Ama günümüzde insanlar kendi dünyasının mahremiyetini insanlarla paylaşmaktan mutlu hale geldi. İnsanlar yediği yemeğin resmini çekip paylaşıyor. Bunlar ayıp şeylerdir. Geçmişin kokusunu alanlar için zor bu durum. Ortalıkta olur olmaz semazen döndürülmesine, o mahremiyetin ortaya dökülmesine üzülüyorum. Bu mahremiyetin kendi içinde korunmasından yanayım.

Robot tasarlayan mühendislere ney üflüyorum

Biz sizi hep neyinizle ve müziğinizle tanıdık. Müzik dışında nelerle uğraşıyorsunuz?

Hayatın içinde olmayı çok severim. Sosyal hayatın içinde bugüne kadar pek çok oluşumun kuruculuğunu ve yöneticiliğini üstlendim. Girişimci bir yapıya sahip biriyim. İnsanların pek cesaret edemediği şeyleri yapmaya gayret ederim. Türkiye’deki ilk robotik otomasyon sanayii olan Altınay robotiğin beş ortağından biriyim. Şu anda Türkiye’de yapılan neredeyse tüm robotize sistemi oluşturan bir kuruluş.

Siz ne kadar ilgilisiniz robotlarla?

Ben aktif olarak içinde değilim, ama gücüm yettiğince düşüncelerimi paylaşırım.

Ney üfleyen bir robot tasarlamayı düşündünüz mü?

Yok hayır. Mühendisler robot tasarlarken ben bazen onlara ney üflüyorum. Bu benim için çok büyük mutluluk.

Ya aileniz?

Ailemle zaman geçirmekten büyük keyif alırım. Gezmekten ve dünyayı keşfetmekten büyük keyif alırız.

Kızınız da bir müzisyen adayı...

Kızım Canan 12 yaşında. 6 yıldan beri viyolonsel çalıyor. Onunla birlikte bir şeyler yapabiliyor olmak benim için çok güzel. Geçen yıl ilk büyük konserini verdi. Ben de ona eşlik ettim. Eşim ve kızım dışında hayatımda birincilik atfedeceğim bir şey yok. Bir günü dolu ve huzurlu yaşayabilmenin ötesinde Allah’tan başka bir dileğim yok.
Edep Ya Hu..!
muratdeu
 
İleti: 48
Kayıt: 22 Haz 2011, 21:42
Cinsiyet: Erkek
Yasadiginiz sehir: İstanbul-I (Avrupa)
Bulunduğu_ilçe: * Küçükçekmece İlçesi
Dogum_Tarihi: 03 Ekm 1986

Basında Ney

Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyenler: Kayıtlı kullanıcı yok ve 3 misafir