Hosgeldiniz! Anonymous
Özel Arama

[Küs kardeşlerden Süleyman Erguner] - Bu ayrılık yeter. O be

Basında Ney, neyzenler ve musiki hakkındaki haberlerimizi burada toplayalım.

[Küs kardeşlerden Süleyman Erguner] - Bu ayrılık yeter. O be

İleti apdullahBey » 29 Nis 2011, 14:54

[Küs kardeşlerden Süleyman Erguner] - Bu ayrılık yeter. O benim abim, elini öper barışırım

Nuriye Akman

Süleyman Erguner, Türkiye'nin yetiştirdiği önemli müzik adamlarından biri. Türk müziğinin büyük üstadları olan, adını taşıdığı dedesi ve babası Ulvi Erguner'in geleneğini, abisi Kudsi Erguner'le birlikte günümüzde yaşatıyor. Özbekler Tekkesi'nde Mevlevi geleneğin içinde yetişen iki kardeşin 1996'dan beri küs olduğu müzik camiasının malumudur da kimsecikler bundan söz etmez, bu iki değerli insanı barıştırmak için çaba göstermez.

TRT Haber'de yayınlanan Akılda Kalan programının bayramda yayınlanacak bölümünde Kudsi Erguner'i ağırlayınca, benzer soruları kardeşine de sormam gerektiğini düşündüm. Belki iki kardeşin ortak dostları artık onların sevgiyle birbirlerine sarılmalarına yardımcı olur diye umut ediyorum. Süleyman Erguner'i hem bu konuda bir adım attığı için, hem de beş asır çalınıp da bir köşede unutulan sadece Türklere özgü bir nefesli saz olan girift için harcadığı emekler için kutluyorum. Ve yakında piyasaya çıkacak olan girift CD'sini dört gözle bekliyorum.

Başta ney olmak üzere pek çok sazı başarıyla icra ediyorsunuz. Bugünlerde hangi sazı günışığına çıkartmaya çalışıyorsunuz?

Girifte kafayı taktım tabiri caizse. 96'larda ilgilenmeye başlamıştım. Fakat çok yoğunum. TRT, konservatuar derken, Giriftzen Asım Bey'in sazı Amasya'da müzededir. Gittim, kavga kıyamet ziyaret ettim. Ya şunu bir göreyim. Hani neyden ne farkı var? Bir türlü çıkartmadılar. Oradan bakanlığı aradım. Tanıttım kendimi. Tamam, kusura bakmayın dediler. Bir faks çekildi, bütün gün bekledikten sonra nihayet sazı gösterdiler. Ölçü çıkarttım. Bir de üfledim sevabına. Toz içindeydi, çatlamıştı.

Neyden ne farkı varmış giriftin?

Neyde yedi delik var, griftte sekiz. Neyde şu serçe parmağı kullanmıyorsun. Giriftte kullanıyorsun ve ayrı bir saund çıkıyor. Bir buçuk yıldır çalışıyorum. O kadar zor ve karmaşık. Sesler, perdeler neyde biraz daha oturmuştur. Geçenlerde stüdyoya girdim, kayıt bitti. İstanbul Belediyesi Kültür A.Ş'den 15-20 güne kadar çıkıyor albüm. Genel Müdür Nevzat Bayhan çok destek oldu kendisine teşekkür ediyorum. Grafiği yapılıyor şu anda. Doğaçlamalar da var. Eserler de.

Türkiye'de ilk defa mı bir grift albümü çıkıyor.

Taş plakta bile kaydı yok. Hiçbir yerde kaydı yok. Evliya Çelebi anlatıyor; "saraya girdim, yabancılar vardı. İki griftzen çalıyordu. Türkler iki sazı çok seviyorlar. Biri ney, biri grift" diyor. Çıldıracağım. Dört asır çalınmış. Giriftzen Asım Bey 1920'de ölmüş. Sonra bitmiş girift.

Ve şimdi ilk defa tanışacağız onunla. Tebrik ederim. Peki müzisyenler görmeden sesinin neyden farklı olduğunu anlayabiliyorlar mı?

Bir arkadaşıma üfledim, genç ney dedi. Çok aktiviteli, acayip boğuk bir ses çıkıyor. Hareket sahası çok kuvvetli. Bir saz kazanıyoruz.

Sizden başka grifti çalabilen var mı?

Ben bir buçuk yıldır çala çala ancak alıştım. Şaka mı yapıyorsun diyorlar. Şimdi Teknik Üniversite'de hocayım ya, derslere koyalım, giriftzenler yetiştirelim dedim. Çünkü Türk müziğinin tek nefesli sazı şu anda ney. Ve ben bir şeyi yeni yaratmıyorum. Tarihte olan bir şeyi tekrar ortaya koydum. Küllerinden çıkarttım. Arkeolojik bir olay bu. Ney kadrosu doldu, bakanlıklarda, TRT'de, orada burada. Neyzen olmadan griftzen olunmuyor. O tekniği almak lazım. Çocuklarda büyük bir istihdam sahası açılabilir. Bir koroda üç tane griftzen olsa, otuz tane koro var, doksan griftzeni olur Türkiye'nin. Bu çocukları yetiştirip istihdam etmek büyük bir toplumsal hizmet.

Çok heyecan verici.

Ve İstanbul sazı bu Nuriye Hanım. Araplarda, İranlılarda yok. Ney dünyanın her yerinde çalınıyor. Bu saz hiçbir ülkede yok.

Demek tek bir delik fazlası büyük bir fark yaratıyor.

Evet, bütün klavyeyi bozuyor. Ney mesela elli santim. Neyde doksanlık da var. Bunun doksanlığı yok. Neyin on iki tane çeşidi vardır. Bu tek başına hepsini çalabiliyor.

Bundan sonra size griftzen Süleyman Bey mi diyeceğiz?

Yok, ben neyzen Süleymanım. Grifti araştırdım, çalıştım, çaldım, ortaya koydum. Dünya müzik tarihinde sesi bile olmayan, kaydı olmayan, ama beş asır çalınmış olan bir sazı buyurun arkadaşlar diye koydum ortaya. Durum bu. Çünkü kırk yıl neyzen olup da bir yılda griftzen olunmaz. Ben diyorum ki arkadaşlar, gençler gelin yetiştireyim sizi. İTÜ rektörü de çok heyecanlandı. CD çıktığında bir konserini yapacağız.

Neyle ilgili başkalarının bize söyleyemeyeceği, sizin keşfettiğiniz bir sır var mı?

Neyle Süleyman iç içe girmiş. Sanki ben onunla bir bütünüm. Bütün neyzenler söyleyebilir belki bunu. Belki her saz, herkes için çok özeldir ama neyde başka bir şey var. Sen onun içine giriyorsun, o senin içine giriyor. Böyle o kamışla bir oluyorsun. Mesela ben kamışlığa giderim, Hatay'a Samandağ'a. Oturur geceleyin kamışlığın sesini dinlerim. Bütün neyzenler üflüyormuş gibi geliyor bana. O rüzgârın sesiyle. Benim için çok büyüleyici bir şey. Ve o büyüleyici nefesin peşinde gittim hep. Her şeyi terk ettim hayatımda. Hayatımın bir gayesi oldu. Beş yaşında başlamışım. Bir bant buldum, bantta dinledim Babam orada soruyor. Ne olacaksın diye. Beş yaşında bir çocuk ne diyebilir Allah aşkına. Neyzen olacağım demişim. Böyle bir şey var mı?

Çünkü orada baba modeli neyzen.

Baba modeli var ama benim o fikir kafama girmiş.

Ney aslında insan-ı kamil'in simgesi. Ney sizi kâmil bir insan yaptı mı? yâni öfkelerinizden, küskünlüklerinizden, bütün negatif duygularınızdan sizi arındırabildi mi; madem bu kadar iç içesiniz?

Üflerken yapıyor. Neyden uzaklaştığım zaman biraz normal pozisyona girmeye başlıyorum.

O zaman hiç ağzınızı neyden ayırmamanız lazım.

Tabii tabii. İnsanlar hadi biraz çal diyor mesela. Biraz üflediğim zaman karşımdakinin etkilendiğini biliyorum. Ben de etkileniyorum.

Niye o etki kalıcı olmuyor?

Ben ney üflüyorum, insanı kâmil oldum. Hiç kimsenin kalbini kırmıyorum. Kötülük yapmıyorum. Böyle bir şey yok. Uzaklaşıyorsunuz. O sizi, tam manevi bir âleme götürüyor. Bıraktığınız zaman dünya işlerine dönüyorsunuz. Bazen ya boş ver, kimsenin kalbini kırma dediğim oluyor. Ama ben neyzenim diye acaba hiç kimseye sövmedim mi? Kimseye yanlış yapmadım mı? Ha sonra gidip özür dilemişimdir. Bunlar ayrı hadiseler diye düşünüyorum.

Bir söyleşinizde demişsiniz ki, dünyevi nefisten kurtulmak yetmez. Tasavvuftaki manevi nefisten de kurtulmak gerekir. Siz ikisinden de kurtulabildiniz mi?

Ben dervişim diyen adama ben kızıyorum yâni. Nasıl derviş olabilirsiniz yâni. Ben dervişim demek bile bir mertebeye kendinizi koymak gibi bir şey. Sen dervişim deme, sana bu adam ne güzel bir insan desinler. Şimdi ben doktorum. Kullanmıyorum unvanımı. Ben büyük bir neyzenim! Böyle bir şey yok. Ben sadece neyimi üflüyorum kardeşim.

Siz Özbekler tekkesinde hakiki dervişlerin arasında büyüdünüz. En azından bir derviş adayıyım diyebiliyor musunuz? Yoksa ben işin o yanları ile ilgili değilim. Neyimi üfler geçerim. Ben müzisyenim mi diyorsunuz?

Bunların hepsini ait olduğum mekanlarda demek istedim.

Ama dervişlik sadece tekkenin içinde olmaz ki. Dervişsen hayatın her alanında dervişsindir.

Konservatuarda bunu mesela başka türlü tezahür ettiriyorum. Ne diyor öğrencilerim? Bu babadır. Bizi çok sever. Baba gibi davranır. Ama çok korkarlar. İşlerini iyi yapmazlarsa kızacağımı bilirler. Çünkü o hizmet tasavvufta da var. İşini, sanatını çok iyi yapmak. Orada da hiç affetmem. Mesela orada bu şekilde gözüküyor. Konserimi yaparken de şöyle. Mesela neyi çok tasavvufi bir alet olarak görüp, ney çalınmaz, üflenir diyorlar. E kardeşim sonuçta yaptığın bir müzik. Ben biraz yere de basmak istiyorum. Ney bir müzik aleti sonuçta. Yanlış basarsan kötü çalmış olursun.

yâni siz neyin ilahi boyutundan soyutlanması gerektiğini mi söylüyorsunuz?

Tam olarak değil. İşte ait olduğu yerlerde onu o şekilde yapmak lazım.

Ait olduğu yer neresi?

Mesela mevlevihanede veya tekkede.

Artık tekke diye tek bir mekan yok. Bütün dünya tekke.

Tekke var. Konya'da turizm derneğinin şeyh efendisi var. Devletten maaş alıyor biliyorsunuz.

İyi de gösteri onlar. Modern zamanların dervişi yaşadığı her mekânı bir tekke olarak kabul ediyor. Ben işin mistik boyutuyla ne ölçüde ilgilisiniz? Onu merak ediyorum.

Bir sanatçı ile bir derviş çatışması var şu anda içimde. Eski Süleyman o dervişi çok istiyordu.

Kaç yaşına kadar?

Belki beş on sene öncesine kadar.

Ne sizi uzaklaştırdı o arzudan?

Belki o eski meclisleri bulamadım.

Sizin bir şeyhiniz var mıydı?

Yoktu. Biz bütün tekkelere gittiğimizde ailemizden dolayı böyle bir bizi kabul vardı.

Mevleviliği seven bir aileyiz. Hizmet tarafından içindeyiz. Özbekler tekkesinde büyüdük. Hakikaten ben orada çay dağıtan, bulaşıkları toplayan bir çocuktum. yâni top oynayacağıma gidip orada o işi yapardım. Ne bileyim, sonra hayal kırıklıkları oldu sanki. yâni bu aleme riya gelmeye başladı. Ben dervişim demek, böyle gömlekler giyip, efendim eyvallah deyip bükülmek, bu hareketler bana batmaya başladı. İçinde yaşamak lazım bunu.

Doğru. Peki yaşıyor musunuz?

Yaşıyorum aslında ben. Ama ben sizin gibi bir insanım. Bir neyzenim, dede değilim. Benim mevlevihanem yok. Ben Mevlevihane istiyorum. Ben orada kendimi bulabiliyorum. Ben dergahımı istiyorum.

Peki, bütün kalbinizi neden bir dergah haline getirmiyorsunuz?

Yapıyorumdur belki.

Ama hâlâ bir şekil istiyorsunuz. Hem diyorsunuz ki o selamlaşmalar, ritüeller riyâ. Bunu diyen adam niye kendine bir dergâh ister? Burada bir çelişki yok mu yâni?

Var. Şöyle bir şey var. Sonuçta neyi sadece somut bir şey olarak göremezsiniz. Ondan size bir şeyler geliyor. Ve onu ben yaptığım zaman, karşımda sizi de etkilediğim zaman karşılıklı bir hal oluşturuyor. Cemaat, cem de olabilir. Tabii ki bir neyzen her mecliste insan-ı kâmil gibi hareket etmelidir. Ama neyzenim diye ben arınmış bir insan değilim. Keşke öyle olsam. Keşke öyle olsak. Riyadan kurtulsak. Kardeşim ney üflenir! Hayır, ney sonuçta bir müzik aleti. Çalıyorsun çünkü bunu. Notaları çalıyorsun.

yâni ha ney, ha saksafon. İlahi anlam için ille üflemeli saz da olması gerekmiyor. Bir gitarla da aynı duygular yaşanamaz mı?

Gitara açık olan ve gitardan hoşlanan bir insan aynı duyguları yaşayabilir.

Yâni anlam şekilden doğmuyor.

Tabii tabii. Bağlamadan hoşlanır adam. İstedi kadar üflesin neyzen, bağlamayı dinler, Allah der. Neyin o mistik, manevi etkisi, anlamı tamam, eyvallah. Zaten biz onun peşindeyiz. Ben öğrencilerime, neyi boy abdestsiz tutmayın derim hep. Bu işte de çok radikalim aslında. Neyi diyorum aşağılara koymayın. Evinizde kuran-ı kerim gibi güzel yere koyun.

Üflemeden evvel öpün de diyor musunuz?

O kadar da değil. Benim için en güzel üfleme yeri tekke. Sahneye çıktığım zaman artık müzik yapıyorum. Ney sadece dergâh sazı değil. Son zamanlarda çalışmalar yapılmaya başladı biliyorsunuz, gitarlar neyler birlikte. Ve de bu tuttu. Bunları 90'larda ilk yapan benim. Bana Akbank Caz Festivali'nde 92 yılında bir Amerikalı cazcı ile konser yapmak teklif edildi. Üç ay düşündüm. Karar veremiyorum. Yırtamadım kendimi.

Neden?

Tekkeciler ne der, cemaatim ne der, neyle caz olur mu? Mücadele ettim kendimle. Üç ay karar veremedim. En sonunda abi ne olur karar ver, Allah aşkına, konserde ilk olacağız dediler. Yapıyorum lan ne derlerse desinler dedim sonunda. Neyin o tasavvufi anlamı başımızın üstünde. Ama neyin içinde bir enerji var. Bir aktivite var.

Hangi enstrümanda enerji yok ki.

Neyde bir dinginlik var yâni.

Dinginlik insanın içinde olan bir şey. Bir piyano da sana onu verebilir. Neye fazla yüklenildiğini, fazla abartıldığını düşünüyorum.

Tamam, ben de onu diyorum deminden beri. Bu sonuçta tekke sazı, tamam. Ama bu bir enstrüman. Ben bununla bütün dünyanın müziğini yaparım. yâni ben giderim, bununla Bach'ı çalarım, gider Mozart'ı çalarım. Ben bununla giderim, caz yaparım. O gün cazcılarla konseri yaptık. Ama üç ay karar veremedim. Neden? Benim içimdeki Süleyman ne der, cemaat ne der?

Hangi cemaat?

Cemaat müzik topluluğu. Bunun çatışmasını içimde üç ay yaşadıktan sonra karar verdim. Konsere çıktık. Millet ayakta alkışlıyor. İki kişi yuh çekti. Öyle hoşuma gitti ki. Aslında o yuh çeken benim diye düşündüm. Niye yaptım diye, o içimde kalan ukdeyi dile getirdi o iki kişi. O iki kişiyi inan görsem elini ayağını öpeceğim.

Pekala, siz mi daha büyük bir neyzensiniz, Kutsi Erguner mi?

Çok fena bir soru. Bunu başkalarına sor. Bana sorma. Abime sormuşlar. Demişler ki, kimi beğeniyorsunuz, kimi dinliyorsunuz? Ben sadece kardeşim Süleyman'ı dinliyorum demiş.

Peki, siz onu dinliyor musunuz?

Dinlemiyorum.

Neden?

Sadece ney olarak değil... Son zamanlarda, işte şey yapıyor, böyle sentezler gibi bir şeyler.

Siz sentez yaparken iyi, o sentez yaparken kötü mü?

Ben de yapıyorum. Hayır dinlemiyorum derken dinliyorum, merak ediyorum.

Ama hoşunuza gitmiyor.

Tercih etmiyorum. yâni güzel bir şey yaptıysa da dinlediğim oluyor. Zaten on altı yıl çok şeyi beraber yaptık. Sonradan bir takım şeyler oldu, ayrıldık.

Ama son o denemelerini beğenmiyorsunuz.

Çok benim tercih ettiğim şeyler değil. Sonuçta bir piyasa var, oraya bir şeyler yapıyoruz.

Sizin de piyasanız var, onun da.

Ama benim yaptığım işler daha gelenekselci. Bunu ben söylemiyorum. Ben mesela şu girifte on yılımı verdim. Şah ney yaptım.

Ona mı düşerdi bunları yapmak?

Düşerdi değil, o da yapsın. Yapsa mutlu olurdum. Çünkü sonuçta abim benim. Ben hocayım bak. Otuz yıl neyzen yetiştirdim.

O da Paris'te binlerce öğrenci yetiştiriyor.

Paris'te neyzen yetiştirmek başkadır, İstanbul'da neyzen yetiştirmek başkadır.

Ne farkı var Allah aşkına?

Bu ikimizle ilgili bir konu değil. Burada büyük, müzikal kriterler var. Konservatuardasınız.

Hoca biliyorsa o kriterleri niye Paris'te aktaramıyor da, burada aktarıyor?

Fransızın duyuşuyla, bir Fransızın ney çalmasıyla, Türk'ün ney çalması farklı. Konuşma gibi bir şey bu. Bizim seslerimiz farklı. Bizim yorumlarımız farklı. yâni duyuşumuz farklı.

Onlar yapamıyorlar. Bizim segah perdesini, bizim hicaz perdesini basamıyorlar. Ve onu orada çaldığı zaman segâh perdesini doğru basıp basmadığını kimse anlayamıyor. Burada çok ince bir kılıç var.

Nasıl bir şey o?

Benim on yıllık öğrencim konservatuara asistan olacaktı. Nevzat Bey bana dedi ki, Süleymancığım ne diyorsun, bu çocuğa? Dedim ki hoca, millete sor, en son o çocuğu al. Ona iki misli sor. Bu ne demek biliyor musun? Ben müzikal teknik konusunda acımasızım. Neden, öğrencimin en iyi olmasını isterim. Ben kıskanmam. Ben eğiticiyim. Ben rahatsız değilim, ben rahatım.

Kutsi Bey'in kıskançlığı mı var size?

Hayır, o anlamda söylemiyorum. Ben veririm. Karşımdakinin de benden dahi iyi çalmasından da mutlu olurum. Kaldı ki Kudsi benim abim. Onun en güzel icralarını yıllarca beraber alkışladık. İnanıyorum ki o da beni aynı şekilde alkışladı.

Peki, niye küstünüz sonra?

Çok özel.

Dikkatimi çekti. Sizin web sitenizde ve bir kitabınızda abinizin adı yok.

Kudsi'nin Ayrılık Çeşmesi'ni okudunuz mu?

Okudum.

Ben var mıyım orada?

Varsınız.

Yokum.

Varsınız.

Resmin altında yazıyor.

Hayır, içerde de anlatıyor. Gerçi birkaç satır ama...

Kardeşim konservatuarda ney öğrendi diyor. Hadi oradan! Hasta mı bu? Kardeşim konservatuarda neyi öğrendi diyen bir adam kafayı yemiştir.

Babamın öğretisine yetişemedi diyor. Peki O kitaptan sonra mı koptunuz?

Kitaptan önce biz kopmuştuk.>

Aynı tekkeden yetişen iki kardeş, baba ve dede bu kadar ulvi insanlarken, kardeşleri birbirlerini görmeyecek noktaya getiren ne olabilir? O zaman bu ney onları hiç terbiye etmemiş kardeşim denilebilir mi?

Ama bir dakika, ben çok fazla şey yaptım barışmak için. Bir araya gelmek için, küçüğüm diye. Şahitlerim var.

Ama O da aynı şeyi söylüyor.

O kadar kötü yazılar var ki bana yazdığı.

Kitabında sizin için yaşı küçük olduğu için diyor, babamın ölümünden sonra Aka Gündüz'le çalıştı. Bu mu sizi üzen?

Yalan söylüyor. Beş yaşımda, on yaşımdayken, on üç yaşımdayken, on dört yaşımdayken doldurulan bantlar var. Gel atölyeye dinleteyim. CD'ye çektim kaybolmasın diye. Babam diyor ki şimdi ben çalacağım. Sonra Süleyman çalacak. Sene 70-71. Bakalım kim daha güzel çalacak diyor babam. Ben şaşırdım o kitabı okuyunca. Peki, mübarek, aynı evde yaşadık. Babamla eğitim yaptık. Sen bunu nasıl benim için konservatuarda öğrendi dersin? Babamın öğrencisi değildi diyen adamdan korkarım ben. Beraber yaşadıklarımızı nasıl unutabiliyorsun sen kardeşim.

Aranızdaki ihtilaf babanız öldükten sonra ortaya çıktı. Peki, anneniz nasıl karşıladı?

Annem hep dışarıda kaldı. Karışmamaya çalıştı. Hatta biraz da Kudsi'ye yakın oldu. Hastaneye düştüğünde de üç gün beni sayıkladı. Oğlumu çağırın, bana hakkını helal etsin, diye. Benden helallik istedi. Ve ben bir ay ona ben baktım. 73 senesinde Mevlevilerleydim. On altı yaşındaydım. Ne konservatuarı, ne Aka Gündüz'ü. Çıktım, Mevlevi ayininde çaldım. Babam hasta. Bunu sen nasıl unutabilirsin arkadaş. Kaldı ki konservatuarda ne öğrendin sen diyor. Sana ne? Ayıp bu. Babamın tek talebesi benim diyor. Babamla birlikte olan ve bugün Kudsi'yi de tanıyan o dönemin insanları gülüyor.

Siz konservatuarda okudunuz ve 75'te TRT'ye girdiniz.

Biliyorsunuz çok ağır sınavlarla girilir TRT'ye. Adamın anasını ağlatırlar. Bir saat sürüyor. Ve 75'te on yedi yaşındaydım. Babam öldü, bir ay sonra. Ben uzaydan mı neyzen olup girdim? Bana kitabının Fransızcasını getirdi. Ben de o sırada metot yazıyordum. Benim yazdığım ilk metodum 86 tarihlidir. Kendimi arka sayfaya yazdım, abimi içerde sayfaya yazdım. Her biyografimde abimden bahsettim. 1996'da koptuk.

Ne oldu?

Maddi olaylar oldu. Geçiyorum bunu. Ben o zamana kadar bütün yazılarıma koyuyordum abimin adını. Onun bir tane yazısını görmedim benden bahseden. Niye bana Paris'te cd yaptırmadı? Tek başıma. Herkese yaptırıyor.

İstediniz mi?

İstememe gerek var mı? Bütün piyasa biliyor. Bakın, beni Paris'te bir konsere davet etti, Dedi ki, Paris'teki konser çok önemli. Turneye gideceğiz Fransa'da. Kaçak gel dedi bana. Yemin ediyorum o zamanlar çok sıkıydı TRT. Herkes gitti, bana izin çıkmadı. Ve ben pazar günü abimin işi kötü olmasın diye kalktım gittim. Ertesi gün benim pasaportumu isteseler beni kapının önüne koymuşlardı. Ben abim için her şeyi yaptım. Dikkat edin. Çok riskli şeyler bunlar. İyi ki de geldin dediler diğer arkadaşlar. Olayı toparladık. Bunları ben söylemiyorum. Onlar söylüyorlar. Ben çok fedakarlıklar yaptım. İsmimi öne çıkarmadım. Beraber AKM'de konser yapıyoruz. Kudsi Erguner Ensable diye yazdı.....İkimiziz sahnede. Birde perküsyonlar. Kudsi-Süleyman olmadı o hiçbir zaman. Ben önemsemedim o zaman. Abimdir dedim.

Peki, rakip olarak mı gördü sizi kendine?

Bunu başkaları söylüyor. Bunu ben onun adına konuşamam.

Eğer ortada bir ihtilaf varsa iki tarafın da payı vardır bunda. Hep abinizin duyarsızlıklarını anlattınız. Peki, sizin hiç mi yanlışınız olmadı?

Benim abimin dışında diğer pek çok müzisyenle ihtilafım olmuş olabilir mi, yok. Peki, abimin başka bir müzisyenle ihtilafı var mı? Var. Başkalarıyla da ihtilafı olan bir insan, ha ben kabahatsiz miyim? Ne yapmış olabilirim? Düşünüyorum, bulamıyorum. Belki de ona göre yapmışımdır. Ama müzikal değil.

Maddi derken bir kazancı paylaşamamayı mı anlamam lazım?

Gibi. Keşke bir fabrikam olsaydı, trilyonlarımı batırsaydım kardeşimle bu duruma gelmeseydik.

1996'da koptuktan sonra bir araya gelmediniz mi?

İşte o kitap olayı var. 2000 yılı. Fransızcası çıkmış kitabın. Annem bir buçuk aydır hasta. Onun yanındayız. Ben üç gündür bekliyordum annemin yanında. Çok yoruldum. Sen git ben kalırım dedi Kudsi. Kitabını verdi. Geldim eve, bir duş yaptım. Ne yazmış bakayım dedim. Fransızcam onun gibi değil. Almanca okudum ben. Arıyorum kitapta kendimi. Yokum. Hayret bir şey ya. On altı yıl beraber çalıştık. Kalktım sabahleyin. Doğru hastaneye. İşaret ettim dışarı gel diye. Annem oğlum dedi ne geldin. Anne bir şey unuttum. Abime, al şu kitabı dedim. Haa kitabın arkasında da CD var. Babamın taksimini koymuş. CD'yi aldım. Bu bana ait, kitap sana ait. Yazık dedim ya. Senin hayatının tamamında varım, şurada bir satırda yazmışsın. Al şu kitabı. İade ettim kitabı. Ve gittim matbaaya, kendi kitabımdan onun adını çıkarttırdım. Yazmıştım çünkü.

Bütün bu çatışmada üçüncü kişilerin, eşlerinizin rolü var mı?

Benim eşim Türk müziği sanatçısıdır. Konservatuardan. Benim yüzümden ve annem yüzünden sanatçı olamadı kızcağız. Baskı yapıldı hep evde çocukları büyütsün diye. Sınıf arkadaşları, Melihat Gürses falan sonraki kadrodur. yâni Alev'in sesi çok güzeldir.

CD'si de var. Şu anda Kadıköy halk eğitiminde koro şefi. Biz 84'te evlendik. Kudsi 91'de. Bizim eve gelir, bizde kalır, baba evi çünkü. Ben annemi bırakmadım. Üç dört sene beraber oturduk. Sonra çocuklar olunca sığamadık. Kudsi sabahlara kadar eşimle sohbet edip müzik konuşurlardı. Ben uyurdum. Çünkü ben işe gideceğim. Ve anneme derdi ki bana Alev gibi bir kız bul. yâni hiçbir sorun yok benim eşimle ilgili. Ama ben duyduğuma göre işte geliyormuşum da biz onu eve almıyormuşuz. Böyle saçma sapan laflar etmiş. Halbuki eşim Kudsi abim gelecek diye ona en sevdiği yemeği, dolmayı yapan bir insan.

Abiniz ney parayla alınıp satılmaz. Zaten basittir neyi yapmak diyor.

Babamların zamanında ney üfleyen çok adam olduğu için ben bile arkadaşıma al diyormuşum. Dedemin neyini vereyim, üfle diyormuşum. yâni bir para almak düşüncesi yok. Ne zamana kadar yok? Liseler geldi, konservatuarlar geldi. Ve çok rağbet oldu neye. Ben bu ney yapıp satma işine iki senedir başladım. Otuz yıldır, ney yapıp verdim herkese. Kudsiye bile verdiğim ney var. Verdim öğrencilerime. Hadi alın bakalım. Bir neyin maliyeti 100 dolar bugün.

Sazlıktan gidip kamış alıyorsunuz.

Hayır efendim, ne sazlığı. Adamı vururlar, yok öyle şey. Köylü ney olacak kamışı buluyor. Çünkü her kamış ney olmuyor. Bu işleri yapmadığım dönemde benim adıma ney satılmaya başlandı. Arkadaşıma bile satmışlar beş yüz dolara. Böyle bir piyasa oluşuyor benim dışımda. İsmim var ya. Bunun üzerine atölyeyi açıp dedim ki, TRT'den emekli olunca, hiç olmazsa insanlar gelsinler benden alsınlar. Ben Hatay'dan kamış alıyorum. Aydın'dan on liralık kamış almıyorum. Ciddi maliyeti var. Bir manda boynuzu var üstünde. Elli- atmış lira. Manda kesilmiyor. Karaborsa, yok. yâni bir neyde en az üç yüz lira benim maliyetim var. Emek veriyorum.

Kaça satıyorsunuz?

Beş yüz liraya var, yedi yüz liraya var. Ama mesela geçen gün bir bayan geldi. Beş yüz liraya ney almış. Benim neyi görünce ne dedi biliyor musunuz? Hocam iki bin lira mı bu? Yok dedim. Aldığı ney beş lira bile etmez. Abim sırf beni tenkid etmek için ney satılmaz diyor. Yıl 2006. Paris radyosunda konser yaptım. Abim gelmedi.

Çağırdınız mı?

Çağırmama gerek var mı?

Ama abi gel barışalım artık diyemediniz mi?

Dedim. 2004 yılıydı. Hafız Halil Necipoğlu var. Onunla beraber çalışıyorduk. Dolmabahçe'nin imamıdır. Ramazan'ın üçüncü günüydü. Babamın da seneyi devriyesi. Gittik kabre dua ettik. Ney üfledim. Geldik, iftarımızı ettik. Halil öğrencimdi. Eve ney dersine gelirdi. Hocam dedi, şu mübarek ramazanda, Allahım bize o günleri gösterse, bir barışsanız. Bak dedi Kuran'da da yazıyor, dargınlıkları mübarek zamanda bırakalım, cennet kapısı açık. Tamam dedim. Oğlum dedim, cennet bu kadar kolaysa ver arayım dedim.

Halil'in dili tutuldu. Ciddi misin dedi. Aradım, abi benim dedim. Şaşırdı. Anlayamadı. Abi kardeşin Süleyman. Bak, sana şunu söyleyeceğim dedim. Ramazan'ın mübarek olsun. Senin de dedi. Bugün seneyi devriyesi, babamın kabrine gittik. Dua ettik. Geldik iftar veriyoruz. Halil dedi ki, böyle böyle. Ben de ver arayım. Cenneti sağlama alayım. Biraz üçkâğıtla biraz menfaatimizi kollayalım bari dedim şakayla. Ellerinden öperim. Karşımda da Halil var dedim. Ha iyi, çok güzel, teşekkür ederim dedi. Yalnız bu telefonu sana niye ediyorum biliyor musun? İş güç, hepsi boş. Allah herkese hayırlı işler versin. Onun için aramıyorum. Biz bak annemde, nasıl kötü günlerde bir araya geldik. O kötü günlerin yüzü suyu hürmetine. İyi günlerde hiç olmazsa bir karşılıklı merhabamız olsun. Geldiğinde beni ara dedim. Geliyor gidiyor aramıyor. Kırılıyorum.

İstanbul'da konseri vardı hafta içinde. Gittiniz mi?

Ben gitmedim de, canlı yayınım vardı. Tam o saate geldi. Gidecektim ve sahnede tebrik edecektim. Şahitlidir. Bir defasında dedim ki geldiğinde beni ara. Kahve içelim. Müsait değilsen bile, yoğunsan bile geldiğini göreyim. Bir kere dönmedi bana. Ramazan geçti. Bayram oldu, ben küçüğüm dedim, telefon açtım. Ağabeyciğim bayramın kutlu olsun diyeceğim. Oğlu Selman çıktı. Ona söyledim. Abim dönmedi bana. Kaç defa İstanbul'a geldi aramadı. Ve en son ben müzik daire başkanı oldum TRT'de. Babam da Türk müziği müdürüydü. yâni bundan heyecanlandı herkes. Tebrik eden de oldu. Abimde tık yok.

Yalnız araya giren müzisyenler de oldu. Dedikodu yapıp, benim hakikaten söylemediğim lafları söylemiş gibi yapıp, Kudsi ile bizim aramızı daha da açan, şu anda beraber olduğu müzisyenler var.

Kim onlar?

İsim vermeyeceğim. Çünkü Süleyman Ergüner, Kutsi Ergüner'in yanından gidince başkalarına ekmek düştü.

Neyzen mi bunlar?

Neyzen değil. Hâlâ tek başına neyzen olarak çalışıyor. Yanına hiç neyzen alamaz. Ve lütfen demin sorduğunuz soruyu bana, başkalarına sor.

Hangisini?

Neyi hanginiz iyi çalıyor dediniz ya onu başkalarına sor.

Abinizin şöhretinin gölgesinde kaldığınızı mı düşünüyorsunuz?

Hayır. Gölge şeklinde değil. O daha medyatik oldu. Paris'te olmasının çok büyük avantajı var. Şimdi Paris'ten gelen neyzen, İsviçre'den gelen darbukacı, bunlara Türkiye'de ilgi gösterilir biliyorsunuz. Ama ben Türkiye'de işin içinde olmak ve esas bu mücadeleyi yapmaktan mutluyum. Bir de benim TRT'ci olmam, işin gölgesinde bıraktı. Ben bundan rahatsız değilim. Çünkü esas olarak müzik âlemi beni çok iyi bilir. Bir akşam Harbiye'de radyodan çıktım, burun buruna geldik beyefendi ile. Yıl 2004. Bu telefonu ettikten sonra. Geliyor gidiyor aramıyor da, küt diye karşılaştık. İyi akşamlar dedi. Ben de iyi akşamlar dedim. Gelsene abi biraz dedim. Abi sen benim telefonumu anlamadın mı? Rica ettim senden. Kaçıncı gelişin, kaçıncı gidişin. Neyse işte böyle.. Ben yine de barışırım. Şurada göreyim, abim der elini öperim.

Bir daha yapın çağrınızı buradan o zaman.

Barışmak isterim tabii. Ölümlü dünya. Neyzeniz. İnsanı kâmil olmak için çaba sarf ediyorsunuz. O benim abim, kanım ya. O beni yazmış da, ben onu yazmamışım da, canı cehenneme bunların. Barışalım artık. Elini öpeyim. Ama bu eğer onun tarafından, bak işte kabahatlerini kabul etti anlamında olacaksa...Ben yine de görevimi yapmış olurum. O ne derse desin.

Son söz?

Ben bu hizmetin içerisindeyim. İster insanı kâmil olarak gör, ister derviş olarak düşün. İster neyzen, ister müzisyen, ister eğitimci. Ben bütün bu şeylerin tadına bakarak bu işi yapmak istiyorum. Abim için de söyleyeceğim Allah yolunu açık etsin.

2010 Yılı Röportajlar
apdullahBey
 
İleti: 17
Kayıt: 22 Nis 2011, 18:05

Re: [Küs kardeşlerden Süleyman Erguner] - Bu ayrılık yeter.

İleti Fakir » 30 Nis 2011, 03:31

ikisi de benim en sevdigim neyzenler
cok tesekkurler
Kullanıcı avatarı
Fakir
Moderatör
Moderatör
 
İleti: 301
Kayıt: 29 Mar 2011, 19:31

Re: [Küs kardeşlerden Süleyman Erguner] - Bu ayrılık yeter.

İleti revnaknuma » 30 Nis 2011, 17:27

Erguner kardeşler birbirlerine çok benzer üflüyorlar. ayırd etmek zor.
Erguner tarzının onlardan başka temsilcisi yok çünkü Erguner tarzı ney camiasında pek beğenilmiyor.
herkes Niyazi Sayın gibi üflemeye çabalıyor.
revnaknuma
 
İleti: 13
Kayıt: 19 Nis 2011, 10:15

Re: [Küs kardeşlerden Süleyman Erguner] - Bu ayrılık yeter.

İleti apdullahBey » 01 May 2011, 17:09

Niye kimse begenmiyor?
Bence gayet hos üflüyorlar.degisik.
apdullahBey
 
İleti: 17
Kayıt: 22 Nis 2011, 18:05

Re: [Küs kardeşlerden Süleyman Erguner] - Bu ayrılık yeter.

İleti Fakir » 01 May 2011, 19:07

revnaknuma yazdı:Erguner kardeşler birbirlerine çok benzer üflüyorlar. ayırd etmek zor.
Erguner tarzının onlardan başka temsilcisi yok çünkü Erguner tarzı ney camiasında pek beğenilmiyor.
herkes Niyazi Sayın gibi üflemeye çabalıyor.



Begenmeyenler halt yemis :)
Kullanıcı avatarı
Fakir
Moderatör
Moderatör
 
İleti: 301
Kayıt: 29 Mar 2011, 19:31

Re: [Küs kardeşlerden Süleyman Erguner] - Bu ayrılık yeter.

İleti emrea » 02 May 2011, 11:42

Üstadları beğenmemek bence bilmemekten geliyor. Bir Ekol üretmiş ise bir Neyzen, Katkısına saygısızlık olur beğenmemek.
Okyanusda tek bir damla misali.
emrea
Moderatör
Moderatör
 
İleti: 110
Kayıt: 21 Nis 2011, 11:08

Re: [Küs kardeşlerden Süleyman Erguner] - Bu ayrılık yeter.

İleti Fakir » 02 May 2011, 21:33

emrea yazdı:Üstadları beğenmemek bence bilmemekten geliyor. Bir Ekol üretmiş ise bir Neyzen, Katkısına saygısızlık olur beğenmemek.


Eyvallah, her grub icin ayni sekilde dusunuyorum
Kullanıcı avatarı
Fakir
Moderatör
Moderatör
 
İleti: 301
Kayıt: 29 Mar 2011, 19:31

Re: [Küs kardeşlerden Süleyman Erguner] - Bu ayrılık yeter.

İleti neyhane » 02 May 2011, 22:27

Eyvallah...
Koskoca Alemde Yalnız Bir Kulum!
Kullanıcı avatarı
neyhane
Site Yöneticisi
Site Yöneticisi
 
İleti: 1181
Kayıt: 28 Mar 2011, 20:57
Cinsiyet: Erkek
Yasadiginiz sehir: İstanbul-I (Avrupa)
Bulunduğu_ilçe: * Beylikdüzü İlçesi
Dogum_Tarihi: 06 Mar 1987

Re: [Küs kardeşlerden Süleyman Erguner] - Bu ayrılık yeter.

İleti apdullahBey » 02 May 2011, 23:20

Niyazi Sayin Ergüner tavrindan ne düsünüyor acaba? :?
apdullahBey
 
İleti: 17
Kayıt: 22 Nis 2011, 18:05

Re: [Küs kardeşlerden Süleyman Erguner] - Bu ayrılık yeter.

İleti emrea » 03 May 2011, 12:48

apdullahBey yazdı:Niyazi Sayin Ergüner tavrindan ne düsünüyor acaba? :?



Sanatkar olan Niyazi Sayın, Sanatkar Olan Erguner Hakkında Sanatçıdır der diye tahmin ediyorum. Sanatkarlık böyle birşey.
Okyanusda tek bir damla misali.
emrea
Moderatör
Moderatör
 
İleti: 110
Kayıt: 21 Nis 2011, 11:08

Sonraki

Basında Ney

Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyenler: Kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir