Hosgeldiniz! Anonymous
Özel Arama

AKA GÜNDÜZ KUTBAY

Merhum Neyzenlerimizi rahmetle aniyoruz. Onlari tanimak icin kisa ozgecmislerini burada paylasabiliriz.

Yetkili: saidsener, LynXMaSTeR

AKA GÜNDÜZ KUTBAY

İleti neyhane » 05 Nis 2011, 00:30

Merhûm neyzen Ahmet Doğan Özeke'nin Neyzenler Kahvesi başlıklı hâtırâtında (s.53-55) Aka Gündüz şöyle anlatılıyor:

AKA GÜNDÜZ KUTBAY'A DAİR .
Aka da sarışındı. Onu tanıdığım zaman ufacık, tombul
bir oğlandı. Kir pas içindeki ellerini saklamaya çalışırdı
ama, vücuduna iki numara büyük gelen o yarak kürekleri
saklaması imkânsızdı. Mansur tutmaya boyu yetmiyordu.
Yıllar sonra şah ney vız geldi de davut bile üflediğini gördüm.
'Hu' dediği günden itibaren Gavsi Hoca'dan başka kimsenin
önünde diz çökmedi. Fakat o herkesten, ama herkesten
bir şeyler öğrenen, sormaktan asla sıkılmayan koca yürekli
bir insandı. Şimdi düşünüyorum da, onun koca yüreğini
ancak o gövde taşıyabilirdi. Bizden sonra başladı ama, galiba
hepimizi geçti. Kahveye pek nadir gelirdi. O zaman da, çayını
ağzını yaka yaka çabucak içip yarım ekmeğin içine koyduğu
yüz gram peyniri, adeta yutarcasına yer, hemen kaçardı.
Ölümünde de aynı aceleciliği gösterdi. Sabah sabah radyoya
koşmuş. Vazifesi başında gitti. Şehitliği şüphe kaldırmaz.
Bu neyzen milleti adam gibi ölmez zaten. Bir yolunu bulup
şehitlik payesini kapıverir. Hoca da ders verirken gitmiş.
Darülacezede bile irşat vazifesini aksatmıyordu.
Aka, bazen kahvede birkaç dakika dem üflerdi. Ama, sadece
dem. Neyzenler sırasına katıhncaya kadar Aka'nın taksim
ettiğini duymadım. Bir gün Cavit Ahi'ye, bu çocuğun neden
böyle alelacele kaçtığını sordum. Kartal gözler bir an
daldı; h a t t â yaşardı sanırım. 'Ustası nâlet herifin teki' dedi.
'Geç kalırsa dövüyor.' Ayakkabıcı yanında çalışıyormuş. Her
ne demekse, patumacılık öğreniyormuş. Zanaatı kavrayınca
daha iyi bir yere çıkabilirmiş. Ama şimdi...
Onun kahveye böylesine kaçamak gelişleri aramızda derin bir dostluk kurulmasını engelledi. Evet o da Gavsi Baykara'nın
talebeleri arasındaydı ama hiçbir zaman tekke(!)
müdavimlerinden olmadı. Hadi doğrusunu söyleyeyim. Kıskanıyordum
veledi... ne kıskanması canım, basbayağı haset
ediyordum işte! Hoca'nm bütün eserleri ezberindeydi. Ve
sazkâr peşrevi Aka'ya ithaf edildi. Taa Tankı' bana ithaf edilinceye
kadar çatır çatır çatladım!..
Patuma iplerinin şahrem şahrem doğradığı koca ellerinden
utanıyordu. Askerden döndükten epey sonra bir gün Hoca'nın
önünde diz çöküp piyasada çalışma izni için niyaza
durmuş. Hoca, her fırsatta, sazdan ekmek beklemenin düpedüz
aptallık olduğunu söylerdi. O da bütün yaşlılar gibi zamanın
değiştiğini idrak edemiyordu. Türk halkının müzisyene
artık 'Çalgıcı' demediğini öğrendi öğrenmeskıe de, inanmıyordu,
inanamıyordu bir türlü!... Kim bilir belki de haklıydı!
Öylesine bir hayat sürmüştü ki, Yılmaz Öztuna gibi, raft
an kitap çekip kopya ederek tarihçi, aynı minval üzre müzikolog
kesilenlerin kendisine 'Derbeder' demelerine bile şahit
olmuştu. Bezmişti Hoca bu bayatiyle uşşak arasındaki farkın
sadece inicilik ve çıkıcılık olduğunu sanan psödomüzikologlardan.
Cebine, nesebi meçhul üç beş kuruşu geçirince,
kafayı alkolle parlatıp garsona, 'Söyle neyciye bi mevlâne havası
çalsın!' diyenlerden bezmişti, yılmıştı. Hiçbirimizin aynı
çileye duçar olmamızı istemiyordu.
'Nur içind yat!' demej'eceğim Hocam. Cennette olduğunu
biliyorum. Cennet-i alâ'da... Ama ne olur hurilere sulanma.
Cavit Abi o sözleri sana da söylemiştir. Yüzüne söylemediğini,
arkandan söyleyemeyecek kadar yiğitti çünkü.
Aka çalıştı. 'En iyi benim' düşüncesiyle sazı ihmal etmedi.
Avrupalarda, Amerikalarda kendini takdirle dinletirken
onlardan da alacaklarını aldı. Okay Temiz'îe yaptığı program
bunun kanıtı işte!
Türkiye'de pek bilinmez, Aka Yehudi Menuhin'den Ravi
Şankar'a kadar hemen herkesle müzik yaptı. Dave Holland'm iştiyakla beklediği bir caz solisti olmuştu. Ömrü vefa
etseydi...
Bir de besteciği var. Ferahfeza saz semaisi. Aslında o da
anonim. Birinci haneyle teslimi besteledikten sonra, diğerhaneleri Niyazi Saym'la Necdet Yaşar'a tamamlatmış.
Bestekârlık bambaşka bir hadise. İşte Mes'ud Cemil. Koooskoca
Mes'ud Cemil. Beste namına, iki şarkı, bir saz semaisi,
bir sirto, bir de ne tür müzik olduğu münakaşa götürür
'Türk Raksı' diye bir hava. Halbuki bu adam çaldığı bütün
sazlarda virtüoziteye erişmiş bir müzisyen. Öte yandan Şevki
Bey, hayatında bir kere eline lavta vermişler onu da beceremediği
için hırsından parçalamış. Bir daha ömrü boyu hiç
saz almamış eline. Dedim ya bestekârlık bambaşka bir hadise.
Taksimin bir çeşit emprovize beste olduğunu söyleyenler
yanılıyor. Kelime anlamı itibarıyla bakarsak, irticâlî olduğu
bile söylenemez. Çünkü sanatkâr taksim ettiği makamı gayet
iyi bilir. İyi bdmek için de, bu makamı iyi bilecek kadar
çalışmıştır. Taksime, belki, ama o da belki, spontane beste
denilebilir. Fakat emin olun, bu söz bile tartışma kaldırır.
Çünkü sanatkâr, hangi makamdan taksim ediyorsa, daha
evvel, o makamdan yaptığı taksimlerdeki güzel nağmeler
kulağında klişeleşmiş olur. Ve tabii, bir nevi kendini tekrara
düşer. Tavır dedikleri, biraz da bu zaten. Aka'nın
bestekârlığı yoktu. O ferahfezacık adamı bestekârlar silsilesine
dahil edemez.

Üstad hakkında kendi bildiklerimi ise şu şekilde sentezleyebilirim :

*kendi urettigi makamlarla deha mertebesinde nitelendirilen, izmir trt'de canli olarak 45 dakika boyunca ayni makami icra ettigini ogrendigim rahmetli ney ustadi.
*zamanımızdan oldukça önce vefat etmis olmasına ragmen etkisi ve ismi hala eskilerin hafızalarından silinememiş efsanevi bir neyzen. bir oturusta bi 5-10 tane ekmek arası döner tabaklarca pilav, et vs. yedigi soylenir. renkli ve ilginç bir kisilikmiş.
*niyazi sayınla aynı dönemde yasadıgı icin biraz talihsizdir. ikisinin dostlugu baska bir mevzudur, o ayrı..
*okay temiz'in etnik ve sentez kelimelerinin içi bugünkü kadar boş değilken, derya birikiminden faydalandığı büyük ney üstadı... eskiden kurban bayramlarında tv'de gösterilen kurban kesimini anlatan filmde kullanılan fon müziğinde duymuş olduğunuz içli taksim kendisine aittir. aşırı iştahı, onu aramızdan erken ayırmıştır. sadun aksüt'ün anlattığına göre (ki ona da aka ustanın kendisi anlatmış) acıktığı bir gün bir tencerenin içine bir kalıp yağ eriterek yağda yumurtalı pastırma yapmış...
*dem seslerini öyle her neyzende bulamayacağınız büyük üstad. bir çoklarına göre neydeki kudretine son dönem neyzenlerinden pek azı erişebilmiştir. neyde kendine özgü vakur ve mütevekkil bir tavrı, taksimlerinde kendine has cümle yapıları vardır, aşinasına hemen belli eder nefesini: isyansız ama sitemkar..
*1934 istanbul doğumlu. resmen ilkokul mezunudur. ilkokuldan sonra dört beş yıl kadar kunduracı çıraklığı yapar ve iş bu esnada musikiyle iştigali başlar üstadın.. 19 yaşında gavsi baykara'nın idare etmekte olduğu eyüp musiki cemiyetine girer. lakin gavsi hoca, aka gündüz'ün sesini ve okuyuşunu beğenmediğinden, kendisine sazendelik teklif eder. üstadın neye başlaması bilvesile gerçekleşmiştir (ilk neyini de bizzatihi gavsi baykara hoca hediye etmiş).. dört yıl kadar gavsi hocadan ders alıp neyde iyice temayüz eder, bu sırada laika karabey ve radife erten'den de istifade etmektedir. sonrasında üsküdar musiki cemiyeti'nden emin ongan'ın talebesi olur.
*26 yaşında girdiği sınavı kazanıp istanbul radyosu'na neyzen kadrosuyla girer. burada koro şefliğine kadar terfi eder. sonraki yıllarda devlet türk musikisi konservatuvarı'nda hocalık vazifesi üstlenir. bu sırada değişik musiki topluluklarıyla çok farklı faaliyete iştirak etmektedir. hatta okay temiz, onno tunç, tuna otanel gibi isimlerin de bulunduğu bir caz orkestrasıyla batı müziği icra etmiş, bu ekiple avrupanın bir çok ülkesinde ney üflemiştir. her tür müzikle ilgilenmiş ve müzikalitesinden hiç taviz vermeden önemli icralar gerçekleştirmiştir. oymacılıkdan da anladığı için marangozluğunu konuşturmuş neyin yanısıra çeşitli türk musikisi çalıgıları da imal etmiştir. henüz 45 yaşındayken bir radyo kaydı esnasında fenalaşarak fanilikten soyunmuştur.

neydeki kudreti ve musikideki geniş ufku ile tartışmasız kabul görmüş bir tavra sahiptir. musikişinaslığının yanında mevlevimeşrep tabiatı ile de camianın her ekolünde kendisinden hep sitayişle bahsedilir. neyzen sadrettin özçimi'nin anlattığı kadarıyla, öğrencilerine kendi tavrını dikte etmeyecek kadar geniş gönüllüdür (ki musikiyle uğraşanlar bilir, bunu yapmak her yiğidin harcı değildir).
*ustadin oburlugu hakkinda anlatilanlara iki ornek verirsek (sadun aksut'ten):

- bir gece iş donusunde dolapta ertesi gun pisirilmek uzere tutulan bir tencere dolusu çiğ yalanci dolmayi yemis, sabah karisina "guzeldi ama pirincler biraz diri olmus" demistir.

- bir dostunun yeni actigi sarkuteri dukkanindan siftah olsun diye aldigi 750 gram pastirmayi iki paket sana yagda pisirip uzerine 35 yumurta kirip 3 ekmek beraberinde tuketmistir.
Koskoca Alemde Yalnız Bir Kulum!
Kullanıcı avatarı
neyhane
Site Yöneticisi
Site Yöneticisi
 
İleti: 1181
Kayıt: 28 Mar 2011, 20:57
Cinsiyet: Erkek
Yasadiginiz sehir: İstanbul-I (Avrupa)
Bulunduğu_ilçe: * Beylikdüzü İlçesi
Dogum_Tarihi: 06 Mar 1987

Merhum Neyzenlerimiz

Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyenler: Kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir